Select Menu

Slider

"Şerefli Mağlubiyetler Müzesi"

Blog Arşiv

Arama

Travel

Performance

Cute

röportaj

foto

Racing

Videos

» » SEYİRCİKEDİ.COM'DA YAYINLANAN ÖZEL RÖPORTAJ
«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt


O da 12 Eylül Mağduruymuş! 



''Seksenler'' dizisinin yönetmeni Saçıntı da 12 Eylül'de şiir mağduruymuş
TRT'nin sevilen dizisi ''Seksenler''in ünlü yönetmeni Müfit Can Saçıntı, 12 Eylül döneminde bir arkadaşına hediye ettiği, Can Yücel'in ''Buluşmak Üzere'' şiiri yüzünden 15 gün gözaltında tutularak işkence görmüş
 -Saçıntı:
  -''Şu an böyle birşey olabilir mi diye gençlere abartı gelebilir ama oldu ve de diyorum ki ben yani  utanıyorum benim diyelim kişisel anımı paylaşmakla... Çünkü ne acılar yaşandı, benimki devede  tırnak değil''
     
 -''Bir komedi dizisi olduğumuzu unutmadan, ama bir yandan adı da Seksenler olan bir dizi olduğumuzu 
  unutmadan, o döneme damgasını vurmuş olayları belli dengeler içinde göstermek zorundayız''
TRT ekranlarında Salı günleri izleyiciyi güldürerek nostalji yolculuğuna çıkaran ''Seksenler'' dizisinin ünlü yönetmeni Müfit Can Saçıntı, 12 Eylül döneminde Can Yücel'in ''Buluşmak Üzere'' adlı şiiri nedeniyle 15 gün gözaltında tutularak işkence görmüş. 



       
Televizyon dizisinde de başka bir gencin, sevdiği kız Gülden'in çantasına attığı Can Yücel kitabının yakalanması nedeniyle kitabın kendisine ait olduğunu belirterek suçu üstlenen ve gözaltına alınan Ahmet karakterininkine benzer bir olayı başından geçiren usta yönetmen, bununla beraber o dönemde yaşanan olaylar düşünüldüğünde kendi yaşadıklarının ''devede tırnak'' gibi kaldığını söylüyor. Seksenler'in bir belgesel değil seyirciyi nostalji yolculuğuna çıkaran bir dönem filmi olduğunun altını çizen Saçıntı, komedi dizisi olduklarını unutmadan o dönemde yaşananları ekrana aktardıklarını belirtiyor.
       
Bir dönem ekranlarda ''Aranan Adam'' programıyla fenomen olan ve hala programın fanatiklerinin ''özlenen adamı'' olan Saçıntı'yı Seksenler dizisinin setinde ziyaret ettik. Saçıntı'nın Seyircikedi'ye verdiği özel röportaj şöyle:
 -Seyircikedi: ''Seksenler'' dizisinde darbenin yapıldığı 12 Eylül 1980  gününün işlendiği bölümde özellikle 2 astsubay karakterinin çok sert oldukları, kişilere kötü davrandıkları gibi eleştiriler gelmişti. Daha sonraki bölümlerde astsubayların yumuşadığı görüldü. Bu, o eleştirilerin sonucunda mı oldu?''
         
-Saçıntı: Ben, bu ilk eleştirilerle ilgili bir şey söyleyeyim. Ben de bir astsubay çocuğuyum. Bu memlekete yaklaşık 20 sene ''astsubay çocukluğu'' hizmetinde bulundum. Gördük, bütün sıkıntılarını, çilelerini biliyoruz. Böyle bir diyelim yanlış anlama oldu. Biz bir belgesel değil bir dizi çekiyoruz ve bizim her bir karakterimizin ismi var. Tek bir karakterimiz, bütün bir zümreyi temsil etmiyor. Birinin adı Hasan Başçavuş, birinin adı Sait Üstçavuş... İki isim ve onlar bütün astsubayları da temsil etmiyor. Orada da yani, iki karakterimizden biri daha disiplinli bir askeri canlandırıyor, askeri kurallara uyan... Diğeri daha babacan bir astsubayı canlandırıyor. Tabii ki şöyle şeyler geldi, 'ya darbeyi astsubaylar mı yaptı'... En iyi ben biliyorum, tabii ki darbeyi astsubaylar yapmadı. Bir emir-komuta silsilesi var. Belki darbeyle ilgili en sorumsuz, en günahsız olanlar astsubaylar. Ama biz sonuçta bir mahalle dizisi yapıyoruz, yani buraya da Kenan Evren'i getiremezdik yani. Ben onları çok iyi anlıyorum, onlar da bizi anlasınlar. Bu bir mahalle dizisi, biz bu mahalleye darbenin birinci sorumlusu olan Kenan Evren'i getiremeyiz. Tabii ki ben de astsubay çocuğuyum, en iyi sorunlarını, cefalarını, bu ülkeye vefalarını çok iyi biliyorum. Öyle bir niyetimiz de hayatta olamaz. 
Seyircikedi: Daha sonra mahalleden biri gibi oldular, çok iyi kaynaştılar.
       
Saçıntı: Bazen tabii ister istemez izleyicide sabırsızlık oluyor. Sahnelerde bile oluyor bu sabırsızlık. Tabii ilk bölümde öyle görünce, ''aa neden böyle oldu'' dediler.
Seyircikedi: Zaten bir süreçti bu, başını görmüş oldukları için eleştiri getirdiler diyorsunuz.
       
Saçıntı: Tabii, tabii. Bir hassasiyet gösterdiler, o da çok normal. Seyircilerin yaptıkları siteme ben hiç kırılmadım. Onlar da bize kırılmasınlar. Zaten öyle birşey de yok şu an...
Seyircikedi: Yani bir eleştiri geldi de biz senaryoyu değiştirdik diye bir şey yok diyorsunuz. 
Saçıntı: Evet, zaten böyle olacaktı. En büyük hassasiyetleri seyircinin-haklı da olabilir- darbeyi astsubaylar yapmış gibi gösteriyorsunuz dediler. Biz bu kafa yapısında olabilir miyiz hiç? Diyorum işte, darbenin en günahsızı, en suçu olmayanı astsubaylardı. En tepedeki belli, sonuçta bu bir belgesel değil. Onu da kaç kez gösteriyoruz, ediyoruz, yani şu an aramız çok iyi astsubaylarla...
Seyircikedi: Bir de bu arada sitcom, seyirciyi güldüren bir televizyon dizisi. Darbe yapıldığı sırada işkence sahneleri de girdi içine, bu sahnelerin çekimini nasıl kurguladınız? Seyirciyi güldürmek için çekilen bir diziye dramatik anları katarken kurgu nasıl oldu? 
Saçıntı: Yani başta bizim ''Türkiye'deki sitcom algısını değiştireceğiz'' diye bir iddiamız vardı. Ama bunu en başta söyleseydik belki de dalga geçeceklerdi, alay edeceklerdi. Biz bunu hiçbir zaman dillendirmedik ama kendi içimizde böyle bir iddiamız vardı, o noktaya da geldik sanıyorum. Bu bir sitcom da değil, drama da değil, kendine has bir tarz yaratmaya doğru gidiyor. Bu süreç tamamlanmamış olabilir. Hakikaten o anlamda örneği yok gibi o formatın. Biz kendimizi tanımlarken öyle biçime yönelik bir tanımlama yapmıyoruz yani sitcom gibi. Sonuçta sitcom bir biçimin adı, biz nostalji dizisi diyoruz. Belgesel de değiliz. Türkiye'nin bir dönemini anlatıyoruz. Bu dönemde de işkenceler olduysa, böyle bir süreç yaşandıysa bunun da işlenmesi gerekiyor. Öyle münferit olaylar da değil, ülkenin kalbine böyle göbek taşı gibi oturduysa, biz bunu görmezden gelirsek asıl hem ismimize, hem kendimize, hem de halkımıza, seyircimize haksızlık yapmış olurduk. Biz belli bir dengede tuttuk. Tabii ki bir komedi dizisi olduğumuzu unutmadan, ama bir yandan adı da Seksenler olan bir dizi olduğumuzu unutmadan, o döneme damgasını vurmuş olayları belli dengeler içinde göstermek zorundayız.
Seyircikedi: Dizide Ahmet karakteri bir şiir yüzünden, Can Yücel'in bir şiiri nedeniyle gözaltına alınıyor. Sizin de başınıza 1980 darbesi döneminde benzer bir şey gelmiş...
Saçıntı: Yani geldi geldi de... Bir şeyi de mesela hayretle izliyorum. Bir iki de olsa ''aa böyle şeyler olmadı, abartılıyor'' filan gibi. Hatta böyle bir köşe yazısı da okudum. Nasıl olmadı? Biz hakikaten dediğiniz gibi bir komedi dizisi olduğumuz için belli bir dengede çok az gösteriyoruz. Bizim çünkü asıl meselemiz tek bir konu değil. Bir panorama çizmeye çalışıyoruz. Bu panoramada da herkes belirli bir dengede yerini alıyor. Nasıl olmadı canım yani bizim anlattıklarımız deryada bir damla belki... İşte, ben şundan dolayı kendi durumumu söylerken çekiniyorum. Benim yaşadığım da yani devede tırnak bile değil. Lise sondaydım ben, bir kız arkadaşıma Can Yücel'in bir şiirini, adı da 'Buluşmak Üzere'... Bir aşk şiiriydi aslında, sonunda 'özgürlük' ve 'Beyazıt Meydanı' lafı geçiyordu. Bu yazıyor diye ben 15 gün gözaltına alındım. Bir hafta Gayrettepe'de işkencelerden geçtik. Şu an böyle birşey olabilir mi diye gençlere abartı gelebilir ama oldu ve de diyorum ki ben yani utanıyorum benim diyelim kişisel anımı paylaşmakla... Çünkü ne acılar yaşandı, benimki devede tırnak değil. Ve şey oldu evet benzeri diyelim, benim hikayem anlatılıyor değil dizide Ahmet ile ilgili... Benzeri Can Yücel şiiri yüzünden ben de 15 gün gözaltında kaldım, 1 haftası Gayrettepe'de polis işkencesi, 1 hafta Selimiye'de kaldık. Yargılandım, sonra beraat ettik çok şükür...
Seyircikedi: Mahallenin karakterleri Nevzat (Eray Yasin Işık) ile Alper (Osman Büyükercan) da çıkacak mı yakındaki bölümlerde hapisten, yoksa biraz daha oradalar mı acaba?
Saçıntı: Bir süre kalacaklar. Koğuşu da yaptırdık, görmüşsünüzdür.
Seyircikedi: Bu hapishane koğuşu yapılırken Ankara Mamak'taki Ulucanlar Hapishanesi model alınmış.
Saçıntı: O da şöyle, biz tabii yine dediğim gibi panorama çizdiğimiz için böyle tek bir yeri mimlemek istemiyorum. Çünkü diyelim, Mamak'ta bir şeyler yaşanmış, burada Metris'te bir şeyler yaşanmış, Selimiye'de yaşanmış. Biz şimdi belgesel olmadığımız için her yere gidip çekim yapamayacağımız için, her yerin de dekorunu koyamayacağımız için, biz o panoramayı çizerken bütün cezaevlerinde yaşananlardan diyelim bazı örnekler, hikayeler göreceğiz. Ama bizimki tanımsız bir hapishane olacak belki. Ama biz istedik ki yaparken bir tanesini örnek alalım. Mimarisiyle, koşullarıyla, penceresiyle, sobasıyla, ranzasıyla... Sanat ekibimiz de Ulucanlar'ı örnek aldı. 1980 yılında Ulucanlar'daki bir koğuş nasılsa, birebir aynı bizimki. Ama biz dizide 'burası Ulucanlar' demeyi düşünmüyoruz. Yani çünkü diğer cezaevlerinde olanlardan da örnek vermek zorunda kalacağız. Sonra da ''aa hani Ulucanlar'' demiştiniz, bu olay Metris'te yaşandı'' demesinler. Şimdi mesela şunu yapacağız, hani ''karıştır, barıştır'' gibi bir politika izlemişler, sağcılar ile solcuları aynı koğuşa koymuşlar. Bu, benim bildiğim kadarıyla asıl Mamak'ta yaşanmış. Şimdi bunu anlatacağız. Aldığımız model de Ulucanlar Cezaevi koğuşu.
Seyircikedi: Şimdi bir de Almancı Şahin'in askere gitmesiyle birlikte set dekorlarına asker koğuşu eklendi. 
Saçıntı: Asker koğuşumuz da var. O da Burdur'daki bir koğuş örnek alınarak yapıldı. Gurbetçiler askerliklerini Burdur'da yapıyorlar ya, oradaki bir koğuşu yine sanat ekibimiz örnek aldı, onu yaptı.

YAZININ www.seyircikedi'com 'da YAYINLANAN ORJİNAL LİNKİ: http://seyircikedi.com/details-yazi-95/O+da+12+Eylul+Magduruymus


About xxx

This is a short description in the author block about the author. You edit it by entering text in the "Biographical Info" field in the user admin panel.
«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt

Hiç yorum yok

Leave a Reply