Select Menu

Slider

"Şerefli Mağlubiyetler Müzesi"

Blog Arşiv

Arama

Travel

Performance

Cute

röportaj

foto

Racing

Videos

» » » FATİH ÖZGÜVEN'DEN MANDIRA FİLOZOFU ELEŞTİRİSİ
«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt

Sinema Eleştirmeni Fatih Özgüven'in Radikal'de yayınlanan Mandıra Filozofu eleştirisini aynen paylaşıyorum....

Peygamber mi, Godard mı?


Bazen sahnelerin didaktik dolaysızlığı karşısında kendinizi bir Godard filminde bile sanmanız mümkün; o denli fütursuz ve doğrudan, 'Mandıra Filozofu'nun hayatı kavrayışı ve etrafa aktarışı






Sadri Alışık’ın komedilerde bir hali vardır, bilirsiniz. Boynu bükük ve çok çok haklıdır. Pes perdeden, fakat ısrarlı bir sesle, karşısındaki kendini bilmez ya da densize tane tane konuşarak, babacan ama alttan alta azarlayan bir sesle dersini verir. ‘Paydos’da, ‘Ah Güzel İstanbul’da bu müşfik ama esef dolu sesle karşısındakileri mahcubiyetten mahcubiyete sürükler. Karşısındaki ister haddini aşmış bir bakkal olsun, ister kolay yoldan şarkıcı olmak isteyen kız, bu ses muhatabı olan kimseyi harap eder.

Daha sonra ‘Hababam Sınıfı’larda bu ses kısmen Münir Özkul’a geçerse de malum haylaz takımında o sesi duyan da ipleyen de pek yoktur. Onun için bu ses tekbaşına ve biraz patetik kalacak, boşluğa seslenir gibi olacaktır. Araya giren Oğuz Atay ve onun yeniden keşfi sırasında aynı ses iyice deşifre olur, patetikliği ve kendi patetikliğinin farkında oluşu dört bir yanı kaplar. Oysa belki de bu sesin ‘doğrudan ve damardan’ haline her zaman gerek vardır. ‘Farkında olunmamış’ ve ‘orijinal’ biçiminde.



Müfit Can Saçıntı’yı ‘Mandıra Filozofu’ ya da ‘Mandıra Filozofu İstanbul’da gördünüz mü? Onu, özellikle ikincisinde kimliksiz sitelere karşı mahallenin faziletlerinden bahsederken ya da köklerini görmezden gelen köyden gelme üniversiteli çocuğa dersini verirken seyrettiniz mi? Seyretmemişsinizdir, ben de birincisini aylardır evde gezinen bir DVD’yi elden çıkarmadan önce neymiş bakayım diyerek tesadüfen seyrettim. İkincisini ise festival muştulayan listelere rağmen koşa koşa sinemaya gitmek suretiyle…

İlk filmi, rivayet o ki, bir milyon kişi seyretmiş. Şaşırtıcı olmayabilir; ’Mandıra Filozofu’ filmleri, klasik Recep İvedik dünyası unsurlarından faydalanmakla birlikte (çiş- kaka, diğer anal meseleler, yöre ağzı, aşırı karakterler vb.) o dünyaya, o dünyayı sinemada kuranların büyük bir kibirle ‘çoktan aşılmış’ saydıkları bazı mefhumları geri getiriyor, cuk diye tepeden indiriyor daha doğrusu; kapitalizm insanı mutsuz eder, hırs kötüdür, hayatın anlamı tüketmeden yaşamak mutluluğudur vb. vb.

Yazarken bile garip duruyor bu fikirlerin bu kadar doğrudan sunuluşu. Ama filmlerin hiç böyle bir derdi yok. Onlar, aradaki skeçimsiler hariç, bir nevi modern peygamber olan Mandıra Filozofu’nu canlandıran ve filmi yazıp yöneten Müfi Can Saçıntı’nın karşısındakilere bu fikirleri(ni) aktardığı, daha doğrusu bir diyalog şeklinde onlara bu fikirlerin doğruluğunu kabul ettirdiği sahnelerden ibaret neredeyse. O kadar ki, bazen sahnelerin didaktik dolaysızlığı karşısında kendinizi bir Godard filminde bile sanmanız mümkün; o denli fütursuz ve doğrudan, ‘Mandıra Filozofu’nun hayatı kavrayışı ve etrafa aktarışı. Ama film ne bir ‘Ferrarisini satan bilge’ risalesi, ne de bir Godard filmi olduğu için, işte bu temel ‘yabancılaşma’dan doğa doğa komedi doğuyor. Mektepli çocuktan milyardere, doktordan güvenlik görevlisine kadar kimseden çekinmeden, ilginç bir sinema dili bulayım vb. endişesine toslamadan dile getirilen fikirler, Filozofu önce komik, sonra haklı bulmamızı sağlıyor, sonunda haklılığın herkese bölüştürülmesinden ortaya çıkan bir nevi duygusallık da bizi alıp o bir zamanların ‘Sadri Alışık duruşu’yla başbaşa bırakıyor.

Herşeyden önce, ticari komedi dünyasında, kabasaba anlatımından da çok, hayata bakışının hoyratlığıyla yoran İvedikistan’da böyle bir karakter bulmak iyi geliyor galiba seyirciye. ‘Hümanist’, ‘Gezi taraftarı’ ya da hani ‘solcu’ olmasından falan da ötürü değil bu iyi gelmek. İvedikistan’ın fütursuz ağırlığı ve kendini tek seçenek olarak sunmasının ‘Türkiye gibi’liğinden o kadar yorgun düşmüşüz ki, onunla nerdeyse aynı figüranların ve aynı komikliklerin yer aldığı bir dünyada zıddı bir karakterin de varolabileceği ihtimali rahatlatıcı geliyor insana. Tombul komedi kahramanlarının aynı tül perdeli evlerde aynı koltuklarda oturup haklı birşeyler de söyleyebileceklerini, bundan hakılılık kadar komedi çıkabileceğini göstermek belki de ‘Mandıra Filozofu’ filmlerinin gerçek buluşu.

Birinci filmde ‘şimdi 5 numaralı akıllı telefonun var, hayat-ı ömründe kaç numaraya kadar varabileceksin?’ diye bir sorusu vardı Filozof’un. İkinci filmde de filmdeki holding patronuna sorulan benzer bir soru var. ‘Kahve kaşıklarıyla ölçtüm hayatımı,’ demiş T. S. Eliot bir şiirinde. Bugün akıllı telefon numaralarıyla ölçmek pekala daha akla yakın. Benim merak ettiğim ise ‘iyi film’ falan olmayan, olmakla da ilgilenmeyen fakat şimdiye kadar yakalanmayan bir Yeşilçam damarı yakalayan ‘Mandıra Filozofu’nun kaç film sürebileceği, İvedikistan’a yapılan bu başarılı Cilalı İbo çıkartmasının nereye kadar gidebileceği.

About xxx

This is a short description in the author block about the author. You edit it by entering text in the "Biographical Info" field in the user admin panel.
«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt

1 YORUM YAZ/OKU

  1. Müfit C.Saçıntıyı kategorize etmeye hiç gerek yok.İstanbul'la, kapitalizm ve toplumu anlatılabilir en güzel dille anlatabilen ve seyirciye aktarabilir kurguya sahip olması yeterli... Filmdeki nokta atışı yer şurada, büyümek için kredi alalirsiniz, ama küçülmek için size kimse kredi vermez. Sistem. Herşey sistem. Tüm balık burçları gibi duyarlı ve çevresini duygularıyla yakalayan bir insan Müfit Saçıntı. Yolu açık olsun... İmza tenor Gürleyen Bora

    YanıtlaSil